Çikolatanın Tarihi

Çikolatanın Tarihi-1 (Mezo-Amerika)

Çikolatanın Ortaya Çıkışı

Muhtemelen Osmanlı İmparatorluğu ticaret yollarının kontrolünü eline almasa Amerika’dan çok daha sonraları haberimiz olabilirmiş. Belki de hiç haberimiz olmayacaktı. Yeni ticaret yollarına ihtiyaç duyan Avrupalılar coğrafi keşifleri başlatmış. Tabi bu planları arasında Amerika’yı keşfetmek gibi bir hedef yokmuş. Columbus’un hayali de bu yöndeymiş. “Bekle beni Hindistan” diye yola çıkmış ve şans eseri kıtayı keşfetmiş. Çikolatanın hikayesi de böylece başlamış.

Çikolatayı İlk Kim Buldu?

Çikolatanın tarihi yolculuğu da tıpkı kahvenin ki kadar ilginç. Columbus’un keşfi ile haberdar olduğumuz çikolatayı günümüzde sevmeyen herhalde yoktur. Hemen hemen her türlü içeceğin yanında tüketebiliriz. Bu bile sevmek için bir neden. Ancak antik Mezo-Amerika toplumları çikolataya bizden daha fazla anlam katmışlar.Yazılı kayıtlara göre kakaoyu işleyip içecek haline getiren ilk toplumun Mayalar olduğu sonucuna varılmış. Ancak yapılan kazılarda Mayalar’dan önce Olmekler’in kullandığı çanaklardan kakaoda bulunan teobromin(kakaoda bulunun bir bileşen) kalıntılarına rastlanmış. Muhtemelen Mayalar’ın kakao hakkındaki bildikleri Olmekler’den gelmekteymiş. Biber, bal ve su ile karıştırıp günümüzün sıcak çikolatasının temellerini atmışlar.Maya diyetinde kakao günlük öğünün yanında da tüketilen bir içecekmiş. Keyif vermesinden dolayı tüketilirmiş.Her ne kadar Maya halkı bir öğün gibi kullansalar da günlük hayatlarında bizim kadar önem vermedikleri kesin.

Çikolataya Seviye Atlattıran Aztek İmparatorluğu

Mayalar’dan sonra Aztekler video oyuncuların deyimi ile çikolataya adeta “level atlattırmış.”Bir hikayeye göre Aztek kralı II.Montezuma enerji için günde bir galon çikolata içermiş.Günümüz şartlarına göre çok sağlıksız gibi görülebilir. Tabi o zamanlar tatlandırmak için şeker yerine bal kullanılırmış. Sağlıksız bir durum olsa herhalde o zamanın şartlarına göre 54 sene yaşayamazdı. Zaten İspanyollar öldürmese, belki daha da uzun yaşayabilirmiş.

En büyük çikolata sever Montezuma’dan da anlayacağımız üzere Aztekler çikolataya adeta tapmışlar. Kakao ağacının Dünya ve Cennet arasında bir köprü olduğuna inancına sahiplermiş. Bu üründen sadece üst sınıf insanlar ve askerler faydalanabilmiş. Dini ritüellerde ise kurban edilecek erkeğe içiriliyorrmuş. Yani halk sadece özel günlerde görebilmiş. Artık Kaldi’nin keçisi gibi bir kafa yaşamış olmaları muhtemel ki, yetişkin olmayan erkeklerin ve tüm kadınların tüketmesini yasaklamışlar. Zaten bir diğer hikayeye göre kakao meyvesinin içinde bulunan beyaz hamurumsu tabakadan şarap benzeri bir içecek bile üretmişler.

Aztekler çikolatayı tedavi amaçlı da kullanmışlar. Kakaoyu içilecek kıvama getirdikten sonra üzerinde oluşan yağ tabakasını Güneş’ten korunmak için ciltlerine sürerlermiş.Tabi ki de bu kadar üst sınıf olan bir ürünün ticari boyutu da olmalıdır. Aztekler kakaoyu bir çeşit para birimi olarak bile kullanmışlar. Hükümleri altındaki halklardan haraçlarını kakao olarak toplamışlar. Bu kadar tapınılacak kadar değerli bir ürünü halka yedirecek halleri de yokmuş. Günümüzde Afrikalı çocuk kakao işçilerinin(kölelerinin) olduğu gibi.

Günümüzde bizler Aztekler kadar çikolataya tapmıyoruz. Ancak tüccarlar bize bunu ulaştırıp satmak için tapıyor. Nasıl mı?Afrika’da özellikle Gana ve Fildişi Sahili Dünya kakao üretiminin %70’ine sahiptir. Günümüzde ayakları kelepçeli köleler tabi ki yok. Ancak çalışan köleler var. Özellikle Fildişi’nde Fransa izni olmadan iş yapılamaz. Afrika’da çoğunluğunu çocukların oluşturduğu milyonlarca işçi var. Günlüğü ortalama 2$ yevmiye kime yeter ki.

Her ne kadar bizim için bir mutluluk kaynağı olsa da, çikolata herkesi mutlu edemiyor. Çikolatadan çok güzel estetik ürünler elde edebiliriz. Yaptığımız işin beğenilmesi de hoş olur. Saygı görmek güzel bir histir. Elimizden bir şey gelemiyor. Ancak asıl saygıyı o çocuklar hak ediyor.

Çikolatanın Tarihi-2 (Avrupa Yolculuğu)

Mezo-Amerika’dan Avrupa’ya

1502 yılında Avrupalılar adına kakao çekirdeğini ilk gören Columbus olmasına rağmen, kakao çekirdeklerinden ne yapıldığını görmediğinden bir anlam verememiş.

1519’da İspanyol denizci Hernando Cortes Meksika’yı İspanya adına işgal etmiş. Günümüzün Meksika başkenti olan Mexico City, o tarihlerdeki ismi Tenochtitlan olan başkenti işgal etmiş. Başkenteki Montezuma kraliyet sarayında ilk kez çikolata ile tanışmış. Çikolatanın nasıl tüketildiğine şahit olan ilk Avrupalı olmuş.

1528’de ilk kakao ve çikolata tariflerini ana vatanı İspanya’ya ulaştırmış. İspanya Kralı ilk ön yargı ile yaklaşsa da çikolatanın büyüsüne karşı koyamamış. Sıcak Çikolata Mezo-Amerikan toplumlarında olduğu gibi İspanya’da da 40 yıl boyunca belli bir kesim tarafından tüketilmiş. 1570’de ilk kakao ithalatı başlamış. Buradan yayılan kakao sırasıyla İtalya, Avusturya ve tüm Avrupa’ya yayılmış.

Avrupa’nın ilk çikolata evleri 1600’lerin başarında faaliyetlere başlamış. Gelişen popülerleşme beraberinde yeni tarifleri doğurmuş. Aztek tarifinde kırmız biber, vanilya ve tat vermesi için bal kullanılırmış. Çikolatanın orjinalliğini bozup daha lezzetli hale getirme girişimleri burada başlamış. Avrupalılar kırmızı biberi çıkarmışlar. Bal şeker kamışı ile değiştirilmiş. Bunlara ilaveten anason, tarçın, hindistan cevizi ve portakal kabukları tariflere eklenmiş.

Nasıl bir zamanlama ise kakao ve kahve aynı dönemlerde Avrupa’ya ulaşıyor. Türkler Avrupa’nın kahve ile tanışmasına direk etki ederken, Kakao üstünde de dolaylı bir etkisi olmuş.

Çikolata Tarihi-3 (Bir Zamanlar Amerika’da)

Çikolata Tekrar Amerika’da

Çikolatanın tarihi serüveni Mezo-Amerika’dan başladı. İspanyollar Avrupa’ya ulaştırdı ve tüm Avrupa’ya yaydılar. Çikolata şimdi tekrar İspanyollar tarafından K. Amerika’ya ayak bastırılıyor.

Kuzey Amerika’da keşifler ve kolonileşme daha önce başlasa da gene ilk çikolata ticareti İspanyollar tarafından yapılmış. K.Amerika’ya ilk çikolata ithalatı 1641 yılında Florida’da yapılmış. 1670’de Dorothy Jones adında bir girişimci ilk çikolata evini açmış. Yerel bir ün ile başlayan çikolatanın şöhreti giderek artmış. 1705’de belki de çikolataya dair ilk reklam gazete ilanı ile verilmiş. Bu reklamda Boston’da bir limanda çikolata satışının yapıldığı bilgisi yer alıyormuş. 1716’da Fransız tüccarlar Missisipi Nehri’nin güneyine, Küba’dan ithal edilen şekerle takas edilmesi fikriyle kakao ekimini önermişler. Tropikal bir iklim isteyen kakao için bu öneri maalesef gerçekleşememiş. 1773’de kıta en büyük Kakao ithalatını gerçekleştirmiş. Britanya İmparatorluğuna balı koloniler 320 ton kakao ithalatı yapmış.

Kakao Amerikan tarihinde önemli bir yeri olan bölgesel savaşlarda da öğün olarak kullanılmış. Benjamin Franklin orduya kişi başı 6 kg pay edilecek şekilde kakaoyu kumanya olarak vermiş. Kakaodan elde edilen sıcak çikolata aynı zamanda savaşta vücut direncini kaybetmiş askerlere tedavi amaçlı verilmiş. Böyle bir kumanyanın uzun süre bozulmadan taze kalabilmesi, öğün olarak verilmesi kararını aldırmış olabilir.

Çikolata tüketilmesi güzel ve keyif veren bir üründür. Böyle şahane ve çoğu kişiye mutluluk veren bir üründen daha dostane bir tarih çıkabilirdi. Ancak maalesef böyle güzel şeyler zorlu yollardan geçer.        

Americano Hikayesi

Americano Nedir, Nasıl, Ne Zaman Ortaya Çıktı?

Americano adından da anlaşılacağı üzere Amerikan icadıdır. Amerikan askerlerinin 2. Dünya Savaşı sırasında tanıştıkları espressonun içimi kendilerine ağır gelmiş ve sıcak su ile inceltmişler. Böylelikle sert olan kahve yumuşayarak içimi daha rahat bir hale gelir.

Peki ABD espresso tarihinde de anlattığımız gibi daha önceden espresso ile tanışmıştı. Bu zaman kadar kahvenin içimini nasıl bu hale getirememişler diye düşünebiliriz. Şimdi birazcık tarihi sorgulayarak devam edelim.ABD’deki İlk espresso makinesi zaten acı bir tat veriyordu. Bu sebeple tüketimi o kadar artmadığından bir gelişme olmamış olabilir. Ancak asıl mesele ABD’nin ünlü alkol yasakları ve Dünya’nın yaşadığı büyük buhran adını verdikleri ekonomik krizdir. ABD alkol yasaklarını, ekonomik krizin yaralarını sarmak için 1933’de yürürlükten kaldırdı. Alkol yasağı 1919 yılından beri yürürlükteydi. 1919 ve 1933 yılları arasında alkol ithalatı illegal yollardan yapılıyordu.Aynı zamanda ünlü kaçakçı Al Capone da alkol yasaklarının ünlü yaptığı isimlerdendir. İlk espresso yapımı 1927 tarihliydi. Tabi Alkol’e uygulanan yasaklar nedeniyle diğer içecek bazlı ürünlere talep artmış. Bu talep diğer ürünlerin de fiyatının artmasına sebep olduğundan kahve de lüks bir içecek haline gelmiş olabilir. Ekonomik buhran dolayısıyla alım gücü düşen Amerikalılar haliyle kahveden(espresso) biraz uzak kalmış. Tabi filtre kahve tüketimi muhtemelen devam etmiş ancak ekonomik buhran dönemine denk gelen genç kitlenin bir kısmının espresso veya filtre kahve ile tanışamadığını düşünmekteyiz.

ABD’de insanlar orduya günümüzde olduğu gibi para kazanmak için katılırlar. Bir çoğu da öğrenim için okul parasını denkleştirmek adına katılan gençlerdir. 20yy başlarında sıradan bir Amerikalının dahi alım gücü düşükken alt sınıftan gelip orduya katılan askerlerin kahve ile tanışamaması gayet normaldir.

2. Dünya Savaşı ile beraber Amerikalı askerler tekrardan Avrupa’ya ayak basmış. İlk olarak İtalya’da tattıkları espressonun içimi çok acı gelmiş.Tabi filtre kahve gibi kolay içimi bekleyemezsin. Kahvenin üzerine biraz su ekleyip inceltmişler. Böylelikle de Americano doğmuş. İtalyan baristalar(barmen) “americano” diye seslenmeleri nedeniyle ismi americano olarak kalmış.

İlgili Konular

Espresso Tarihi

Başa dön

Pavlova’nın Hikayesi

Tatlı Balerin Pavlova

Ünlü Rus balerin Pavlova’dan adını alan pavlova tatlısıana değineceğiz. Pavlova’nın çıkış yeri belli ancak kendi isminin verildiği tatlının nereden çıktığına dair iki temel görüş var. Birincisi Avustralya, ikincisi ise Yeni Zelanda olduğu yönündedir. Peki bu sahiden böyle mi?Avustralya ve Yeni Zelanda sanki duvarın bir köşesinde kendilere ayrılmış bölgede yaşayan iki geçimsiz arkadaş gibi gözüküyorlar. Ünlü aktör Russel Crowe’yi dahi paylaşamıyorlar. Her iki halk aktörün kendilerinden çıktığını savunuyor. Bu durum pavlova tatlısına da yansımış. Neyse ki en azından balerin Pavlova’nın geldiği yer belli, yoksa onu bile vatandaşları olarak göstereceklermiş. 

Şimdi tatlının tarihine hep anlatılan taraftan baktık. Hikaye özetle nasıldı? “Dünyaca ünlü balerin Pavlova geldi, usta tatlı yaptı ismi pavlova oldu.” tamam zaten burada herkes hem fikir. İyi ama bu tarifin bir çıkış noktası olmalı. Sonuçta herhangi bir icat ortaya çıkarken projeye ilham veren bir şeylerin olması gerekiyor. Dünya yıldızı balerin gelecek, gösteri yapacak pastacı da o anda tarifini hazırladığı pastayı ikram edecek. Böyle bir riske kimse girmez. Sıradan bir ortam olsa bile kimse risk almak istemez. Önceden bu tarifin tadımının yapılması gerekir. Ancak sanki Pavlova gelmiş ve tatlının tarifi hemen o anda şekillenip servis edilmiş süsü verilmiş. Avustralya mutfağına baktığımızda 18 yy. sonrası gelen göçlerle şekillenmiş olduğunu görüyoruz. Göçler de genel olarak İrlanda ve İngiliz odaklıdır. Biraz da 19 yy. da Asya’dan gelen göçlerle şekillenmiştir. Neyse ki biraz araştırma yaparken iki yazara rastladım. Birisi Avustralyalı Anabelle Utrecht diğeri ise Yeni Zelandalı Dr. Andrew Paul Wood. İki yazar artık bir sonuca bağlanmak için güçlerini birleştirmişler. Yoğun araştırmalar ışığında tariflerde kullanılan gıdalar ve ne zamana kıtaya geldiğine odaklanılmış. Tarifler üzerine yapılan araştırmalarda ev hanımlarının beze yapımı için mısır nişastası kullandıklarına rastlanılmış. Avrupa bazlı Fransız tariflerde beze yoktur. Ancak Asya bazlı Japon bezesinde mısır nişastası bulunmaktadır. Bu noktadan sonra odak mısır nişastasına dönüyor. Mısır nişastası ihracatını yapan şirkete ulaşıyorlar. William Duryea’nın kurduğu şirketten ithal edilmiş. Avustralya’ya ilk mısır nişastası ithalatı 1890’da gerçekleşmiş. Tariflerin ise muhtemelen kavanozların arkasına koyulan tatlı tarif kartlarında gelmiş olacağı sonucuna varılmış. Tarihi daha da kurcalamışlar ve tarifin Amerika’ya göç eden Almanlar vasıtasıyla geldiğini keşfetmişler. 20 yy. başlarında çırpma telleri popülerleşmeye başlayınca tarifler daha rahat yapılabilmiş. Böylelikle Dünya’da bir beze çılgınlığı patlak vermiş. Yapılan deniz yolculukları ve ticaretleriyle beraber tarifin kıtaya ulaştığı sonucu ağır basmış. Bu da demek oluyor ki pavlova tarifinin ana vatanı ne Avustralya ne de Yeni Zelanda.

  Bu tatlı Avustralya ve Yeni Zelanda halklarına ait değil. Bu artık neredeyse ispatlanmış. Ancak bir  gerçek var ki tatlıyı herkesten çok benimsemişler. Neredeyse iki ülkenin tarihi temellerine kadar işlemiş. Galiba pavlovaya en fazla değer biçen bu iki toplum, her ne kadar kendi icatları olmasa da pavlovanın bugünkü değerinin oluşmasında en çok katkıyı vermişler. 

Espressonun Tarihi

Espressonun Tarihi Süreci Nasıl Bulundu?

Espresso sözcüğünün anlamı içeceğin ismidi, bu ismi de kahvenin yapılış yönteminden almaktadır. Espresso demlenerek yapılan bir kahve türüdür. Pompa basıncı kullanılarak yapılır. Espresso makinesindeki su kaynama noktasının altında olmalıdır. Eğer bu değerden yüksek olursa kahveniz haşlama olur. Diğer kahve türlerine göre kafein oranı fazladır. Ancak fincandaki boyutu düşük olduğundan, bilmeyenler tarafından pek dikkate alınmayan küçük enişte gibidir.

Her ne kadar Avrupalılar kabul etmeseler de, kahveden Viyana kuşatması sonrası askerlerin çekilirken bıraktığı kahve çekirdekleri sayesinde haberdar oldukları gerçeğini değiştirmez. Çuvallarca çekirdeği ödül olarak alan ajan belki iki yüz yıl daha yaşasa zengin olabilirdi. Zira Avrupalılar bu zevk için iki yüz yıl beklemiş. Bizim Türk Kahvesi için kullandığımız çok ince çekilmiş kahve acı gelmiş olacak ki, biraz daha kalın çekip espressoyu ortaya çıkarmışlar.

k espresso makinesi 1884 yılında Torinolu Angelo Moriondo tarafından patentlenmiş. Bu makinede de istenilen kaliteyi yakalayamamışlar. 1901 yılında Milano’lu Luigi Bezzera çok daha gelişmiş bir espresso makinesi icat edip

Tipo Gigante

patentini almış. Aynı zamanda günümüz espresso makinelerinin temelini atmış. Ortada büyük bir kazan ve dört musluklu bir makine icat etmiş. Bu makineye kalıbına yakışır şekilde “Tipo Gigante” ismi verilmiş. 1903’de Desiderio Pavoni Bezzera’dan patenti devir alıp yola koyulmuş. 1905 yılında da “La Pavoni” isimli şiketini kurup espresso makineleri üretmeye başlamış. İlk espresso makinesi 1927 New York’un da Caffe Reggio isimli dükkanda kullanılmaya başlanmış. Bu ilk makine kahveye buhar uyguluyormuş. Bu da kahvenin haşlanması sonucunda tadı olumsuz etkiler. Yani hala kalite sağlanabilmiş değil.

En sonunda bu işin ekmeğini yiyecek olan adam geldik. İtalyan barista( İtalyanca’da barmen demektir) Achille Gaggia 5 Eylül 1938’de espressoya seviye atlatan buharsız kahve makinesi için patentini almış. Amerikan ordusuna ait bir askeri aracın motorunda gördüğü sistemi makineye uygulamış. Piston yardımıyla yüksek basınçlı suyu kahveden geçirip kaliteli espressoyu yakalamış. İkinci Dünya Savaşı sonrası 1948 yılından itibaren kahve makinelerini üretmeye başlar. Takip eden zamanlarda makinelerinin ABD, İngiltere ve Afrika’ya ihracatını başlatır. Günümüzde espresso makineleri kahve evleri tarafından görsel şov için en güzel yere konur. Herkes tarafından görmesi sağlanır. Kahve satışlarını nasıl arttırdığını tartışmaya gerek bile yok. Bu reklamcılığı ilk yapan kişi de Gaggia olmuştur. Makinelerini herkesin görebileceği yerlerde “doğal kahveden kahve kreması” sloganı ile pazarlamış ve espresso çılgınlığını başlatmış. 1953 yılındaki Milano Ticaret Fuarı’nda Gaggia’nın çığır açan makinelerinin sergilediği standı çok büyük ilgi görmüş. 50 den fazla ülkeden gelen katılımcıların da ilgisiyle ününe ün katmış.

Achille Gaggia için espresso makinelerini saltanatını süren ilk insan desek herhalde abartmış olmayız. Fuardan sonra bilinirliği artmış ve Başta Londra olmak üzere Dünya’nın bir çok noktasında makineleri için alıcılar çıkmıştır.

İlgili Konular

Espresso Yapımı

Başa dön

Su Seçimi

Kahve Demlemede Suyun Önemi

Keyifli bir kahve için kaliteli çekirdek ne kadar önemliyse bu tek başına bir faktör değildir. Aynı zamanda suyun da kalitesini önemi kahveden alınan tadı belirler. Yaptığımız kahvenin neredeyse %99’unu su oluşturur. Su pişirdiğimiz ve ya demlediğimiz kahvenin lezzetini direk olarak etkiler.

Kahve yapımında kullanacağımız su kokusuz olmalıdır. Kokulu bir su ile yapılan kahvede belki de bir çok tadı alamayacağız. Bu da içim kalitemizi düşürecektir. Aynı zamanda berrak olmalıdır. Büyük şehirler harici bölgelerde musluk suyu tüketimine oldukça rastlarız. Zaten içimi sırasında da genellikle zorluk çekmeyiz. Bu sular temiz ve yumuşaktırlar. İdeal su kalitesi de hemen hemen böyledir. Ancak suyun çok yumuşak olması beraberinde başka sorunlar getirir. Yumuşak suyla etkileşime giren bazı elementler çözünebilir. Sonra ekşimsi bir tat ortaya çıkabilir. Büyük şehirlere değinecek olursak. Hepimizin de bildiği gibi sularda klor vardır. Zaten bir çoğumuz çay demlerken de çeşme suyunu pek tercih etmeyiz. Aynı çayda olduğu gibi kahvenin de tadını zayıflatır.

Çeşme sularını arıtmak için filtreler bulunmaktadır. Ben açıkçası pek arıtma sularından kahve yapıp içme taraftarı değilim. Bizim ülkemizdeki filtrelerden mi kaynaklı bilmiyorum ancak kahvenin kalitesini biraz da olsa düşürüyor. Sürahi tipi bir filtre var. Avrupa’da oldukça yaygınmış. Bizde de yavaş yavaş yaygınlaşmaya başladı. Denemekten zarar gelmez ancak ondan da tam olarak verim alabileceğinizi sanmıyorum. Çünkü onun için üretilen filtre kağıdı bizim çeşme sularındaki değerleri ayrıştırmak için başarısız kalmış.

Bazen uyanmak için bazen de keyiflenmek için içtiğimiz kahveden yeteri kadar haz alabilmek için suyun kalitesi önemlidir. Ne yazık ki yaygınlaşan kahve sektöründe ticari hesap için arıtma suyu kullanan işletmeler oldukça fazladır. Gerçek kaliteyi yakalamanız dileğiyle.

Başa dön

Hazır (Instant) Kahvenin Ortaya Çıkışı

Hazır kahve hazırlanışı bakımından oldukça pratiktir. Kahve öğütücüler ve kahve makineleriyle uğraşmıyorsun. Bulaşık konusunda da oldukça tasarruflu, kahvenin telvesi ile de zaman kaybetmiyorsun. Sıcak suyu ekle ve iç bu kadar basit. Tabi ki bir filtre kahve ve espressonun yerini tutamayacağı aşikar. Peki bu yöntem nasıl ve nerede ortaya çıktı?

Kahvenin tarihi yolculuğu hakkında pek çok karmaşık bilgi mevcut. Aynı durum hazır kahve için de geçerli gibi gözüküyor. Oxford Companion‘a göre ilk hazır kahveyi John Dring icat etmiş. Tabi Krallık boş durur mu? Hemen “coffee compound” adıyla patentlemiş. Ancak hazır kahvenin John Dring tarafından bulunduğuna dair bir belge yok. Bir teorinin ispatı olmazsa da komplo teorileri ortaya çıkar. Oxford Companion‘un da gidip bir başka ülkede bulundu diyecek hali yok.

Bir diğer iddia sahibi ülke de Yeni Zelanda. Buradaki hikayeye göre Stang’s Coffee isimli bir fabrika sahibi olan David Strang kaynamış su ile hazırlanabilen kahveyi “Strang’s Soluble Dry Coffee-Powder” ismi ile patentlemiş. Bu patent başvurusu burada bulunmaktadır. Günümüzde ise kabul gören en açık kanıt ise Japonya asıllı Chicago’lu kimyager Dr. Sartori Kato’dan. Dr. Sartori 11 Nisan 1901 tarihinde patent (No. 735,777 “Coffee Concentrate and Process of Making the Same.”) başvurusunda bulunmuş. Yaptığı başvuru 11 Ağustos 1903 tarihinde kabul edilmiş. Tam metni buradan okunabilir.

Tüm bu hak iddiaları ve patent başvurularına rağmen aktif bir şekilde üretime sokulamamış. Çünkü içildiği zaman güzel bir his veren kahve üretilememişti. Suyun kaynama noktasının 100°C olduğu deniz seviyesinde yapılan denemelerde kahve acı bir tat oluşturduğundan pek talep görmemiş. Ta ki Amerikalı mühendis George Constant Louis Washington’un 1906 yılında Guatemala’nın dağlarında şans eseri yaptığı keşfe kadar. Washington sıradan bir demlik ile kahve demlemiş ve unutup gitmiş. Bizim “ocakta yemeğim vardı” sendromu ile geri dönmüş. Doğal olarak taşan kahve etrafa yayılmış ve toz olarak yapışmış. Washington demlik etrafındaki tozları istemsiz olarak tatmış. Ortaya çıkan tattan oldukça etkilenmiş. Sıcak su ile karıştırıp içmiş. İçimi kolay bir kahve keşfetmiş. Washington mühendisliğin de getirdiği tecrübe ile durumu kavramış. Kendisinin demlediği kahve rakımı yüksek bir yerde olduğundan 85 ° C de kaynamış ve güzel hafif bir tat bırakmış. Önceki denemelere göre oldukça iyiymiş. Bundan üç yıl kadar sonra 1909 yılına gelindiğinde, Washington Brooklyn’de George Washington Coffee Refining Company’i (George Washington Kahve Arıtma Şirketi) kurmuş. Aynı zamanda İlk seri hazır kahve üretimine de burada başlanmış.

Washington bu buluş ile büyük bir ün ve zenginlik kazanmış. Guatemala Dağları Dr. Sartori’nin bu üne sahip olma şansını vermemiş. Bu şansı Washington’a vermiş.

 

Başa dön