Jamaican Blue Mountain

Jamaican Blue Mountain

JBM Jamaika’da yetişen, dünyanın en pahalı ve kaliteli kahvelerinden biri olarak geçiyor. Peki Jamaikalılar’ın kaliteyi yakalaması şans eseri mi oldu? Yoksa buzdağının arkasında görünmeyen bir emek ve tarih mi var? Elbette her kaliteli işte olduğu gibi JBM de de cefalı yollardan geçmiş bir tarih ve emek var.

İlk olarak kahvenin Jamaika’ya nasıl giriş yaptığına değinmeden bölgenin fiziki yapısına ve tarihine değinelim. Bölge volkanik, azot ve fosfor bakımından zengin, düzenli yağış alan, sis ve bulutlu gün sayısı fazla olan özelliklere sahip bir bölge. 2350 metreye ulaşan zirveye sahip. Bölgenin tüm ozellikleri neticesinde olağanüstü tatlı, asiditesi düşük, gövdeli bir yapıya sahip çekirdekler ortaya çıkıyor. Kahvenin niteliği için bölge oldukça elverişli ancak bu tek başına yeterli değil. “Bakarsan bağ bakmazsan dağ olur.” demişler. Tabi bunların yanında Jamaika bölgesi aftif savaşların olduğu ticari değeri yüksek bir tarihi limana ev sahipliği yapıyor. Yani İngilizler’in İspanyollar’dan alıp, o zaman ki üstün İspanyol donanmasını yasal korsanlık faaliyetleriyle bitirmeye çalıştığı, bir çok film, oyun ve efsaneye konu olan Port Royal’den bahsediyoruz. Her ne kadar liman 1692’de fekakette yok olsa da, buradan kazandığı ticari ve savaşçı kültürünü Kingston’a taşıdı. Neden limana değindik. Çünkü bu tür ürünlerin pazarlamasında ve yayılmasında limanlar çok büyük öneme sahiptir. Aynı şekilde Yemen’in Mocha linanı olmasaydı belki de kahveyle hiç tanışamayacaktık. Çünkü bu limanlar tarihten aldıkları tecrübeleri ile günümüzde gerçekleştirilen başarılı organizasyonlara dolaylı yoldan olumlu veya olumsuz etki eder. Bu yazıda limanın hakkını vermesek olmazdı.

JBM’nin hikayesi Fransa’nın deniz aşırı toprağı olan Martinik’ten başlar. 1723 yılında Fransa kralı XV Louis Martinik’e 3 adet kahve bitkisi yollar. Bu olaydan 5 yıl sonra Martinik valisi Jamaika valisine hediye olarak kahve bitkisi tohumlarını gönderir. Vali tohumları eker ve fidan galine getirir. Bundan 9-10 yıl sonra Jamaika ilk kahveleri ihrac etmeye başlar Bu olayla birlikte Jamaika’nın kahve tarihi başlar.Jamaika yıllık 70000 ton üretimle 1800-1840 yılları arasında dünya kahve üretiminde ilk sırayı kimseye bırakmaz.

Kahveler yetiştikleri bölgenin ismini alırlar ve bu isimle pazarlanırlar. JBM’nin de bu ismi alması için Parish of Portland, St Andrew, St. Mary and St Thomas bölgelerinde en az 1800m yükseklikte tarımlarının yapılması gerekir. Bu bölgelerde 6000 hektarlık kahve tarımı yapan yaklaşık 15000 işletme vardır.Her bir işletmenin ekim yaptığı alanın büyüklügü 4-70 hektar arasında değişmektedir. Bu demek oluyor ki kahve üretiminde lider ülkeleri bir kenara bırak, orta halli üreticilerden bile düşük bir ekim alanları var. Az olan değerlidir. Az olmasının yanında çok hassas bir hasat ve işleme aşamalarından geçerek pazara sunuluyor.

Böylesine kapsamlı bir organizasyonu başarılı bir şekilde yürüten çok sayıda çiftlik zaten var. Peki JBM’nin üretildiği çiftlikleri diğer çiftliklerden ayıran özellik nedir? Burada sahneye Jamaican Coffee Industry Board (or the JCIB) çıkıyor. Jamaika 1800-1840 yılları arasında dünya kahve tekelini eline almıştı. Ülkede 1831-1832 noelinde The Baptist War(vaftizci savaşı) veya bilinen ismiyle “Sam Sharpe İsyanı” dan itibaren kalkmaya başlayan kölelik sistemiyle beraber serbest kalan köle işçiler, geçim sıkıntısı ve temel ihtiyaç gıdalarına duyulan ihtiyaçtan dolayı kahve çiftliklerinden uzaklaştılar.1854’de kölelik tamamen kalktığında kahve çiftliklerinin eski ihtişamından eser kalmamıştı. (Brezilya’da ise tam tersi olmuş. Köleler çalıştıkları çiftliklerin sahibi olmuşlardı.) Kahve çiftlikleri bakımsızlıktan üretim yapamaz hale geldi ve bir çoğu kapandı. 1800’lerin son çeyreğinde Jamaika kahve üretimi kaosa girmişti. 1940’lı yılların başında Jamaika bağımsız bir devlet değildi ancak yerel hükümet kahve üretimini tekrar canlandırmak için çalışmalara başladı. Çalışmalar ışığında JCIB kuruldu. JCIB denetiminde çiftlikler tekrar aktif hale getirildi. Modernize edilen koşullarda çalışma ve üretim ortamı oluşturuldu. Ancak yaşanan kahve kaosu üretim yapılan bölge yüzölçümünü neredeyse bitirmişti. Yani dünya tekelinde hatırı sayılır bir yüzde elde edemeyeceklerdi. “O zaman biz de en değerlisini yapalım demiş” olacaklar ki 50 yıllık bir üretim planı oluşturdular. Çiftlikler bağımsızdı ancak JCIB’nin kontrolünde çok sıkı denetimlerden geçmek zorundaydı. Çünkü minimum zararla yüksek nitelikte kahve üretimini yakalamak zorundaydılar. Bu bazen tedarikçi ve alıcıya ürünün geç ulaşmasına neden olsa da kurallar açık ve netti. Kesinlikle hiçbir şekilde tölerans gösterilmeyecekti. O yıllarda temellerini attıkları organizasyonun verimini üçüncü dalga akımı altında fazlasıyla geri aldılar. Cefalı bir yoldu ama cefa olmadan sefa sürülemezdi. Günümüzde ise JCIB JACRA(Jamaica Agricultural Commodities Regulatory Authority) bünyesine dahil olmuştur. Bir nevi bizdeki Tarım Bakanlığı gibi.

Hikayesi olan ticari herhangi bir ürün doğru organizasyonu olan nitelikli ellerde ise en değerli ürün haline getirilebilir. JBM az üretilen ama her çekirdeğinin özenle işlendiği JACRA organizasyonunda dünyaya pazarlanıyor. Kesinlikle kaliteden ödün verilmeyecek şekilde üretimlerini yapıyorlar. Üretim miktarının azlığı, üretiminde harcanan emek ve pazarlaması gibi etkenler bir araya gelince bu denli ticari değeri yüksek JBM ortaya çıkıyor. Tabi bunların haricinde fiyatı yükselten bir etken daha var. Üretimin yaklaşık %70’ini ithal edip dünyaya %30 ‘luk pay bırakan Japonya.